30 Aralık 2009 Çarşamba

Zobieland (2009)



Bugüne kadar izlediğim en iyi zombi filmi Shaun of the Dead'di. Zombieland'dan ise en az onun kadar ümitliydim. Açıkçası film beni epey bir hayal kırıklığına uğrattı.

Klasik bir zombi filminden daha öteye giden bu kara komedi, kesinlikle izlenmesi gereken bir yapım.

Hamburger(!)'den başlayan bir salgın tüm insanları zombilere dönüştürür. Hayatta kalanlarında yapacak tek şeyleri kalmıştır; "hayatta kalmaya devam etmek".

Film Shaun of the Dead'deki gibi az aksiyonla ilerliyor. Bu sebeple komedi unsuruna ve karakterlere daha fazla iş düşüyor. Karakterlerdeki olmazsa olmaz ögeler burada da mevcut, çocuğunu kaybetmiş ve psikopata bağlamış bir adam, aile sevgisinden yoksun kendisine bir aile arayan genç ve dolandırıcı iki kız kardeş.

Filmin bence tek sorunu dengeyi tutturamaması. Aksiyonun bu kadar az olduğu bir filmde, izledikten sonra dönüp baktığınızda konu namına neredeyse hiçbir şeyin olmadığını görüyorsunuz. İşleyiş anlamında da bir sıradanlık var. Komedi gerektiği kadar yok, gibi.

Film bütün eksiklerine rağmen bence iyi bir eğlencelik. Sadece daha iyi olmasını beklerdim açıkçası.

Bilgiler
  • Dvd : var
  • Türkçe altyazı : var
Puanlar
  • Puan : 7/10
  • Imdb puanı : 8/10
Bağlantılar,

24 Ekim 2009 Cumartesi

İnsan Doğası 1 : Düşman!!

Geçmişten geleceğe insan oğlunun var olmasını sağlayan yegane şey sanırım düşmanlık olgusu. Matrix serisini bilmem kaçıncı kere izlerken aklıma geldi bu düşünce. İnsanlar her yerde her zaman en az bir savaşın içerisinde. Yeri geldi düşman uzaylılar oldu (elin uzaylısı çok ipler ya bizi!), yeri geldi robotlar, yeri geldi teröristler düşman oldu, yeri geldi bir romantik komedi filmindeki rakip sevgili adayı.

Her zaman her yerde bir kötülük (tabii kime göre kötülük? Herkes kendince haklı) var. Aslında gözlemlerime göre (sanki 1000 yaşındayım ya) bu olgu ikinci dünya savaşından sonra arttı gibi.

Goebbels'in bir lafı var : "İnsanların sizi takip etmesini istiyorsanız onlara bir düşman verin!"

Düşmanlar bazen ekonomileri güçlendirdi, bazen olayları örtbas etti. Bazen sadece eğlence olsun diye karşımıza çıktılar. Ama günümüzde açıkça görülüyor ki, binlerce yıldır her savaşta her kavgada bir düşman edinmişiz ve o düşmanları bizi yönetenler koyunlarını gütmek için kullanıyorlar.

Gerçekten biz bu kadar nefret dolumuyuz acaba?

24 Eylül 2009 Perşembe

Bir Zamanlar Bill Gates'e Tekme Atabilecek Durumdaydım

Bundan birkaç yıl önce Bill Gates Türkiye'ye geldiği zaman Ankara'da Hilton Otelinde bir konuşma yaptı. Bende tesadüfen o sıralar Hilton oteline çok yakın oturan bir arkadaşımdaydım. Konuşmanın bir kısmını izledikten sonra eve doğru yol alayım dedim. Meğer tam ben biraz yürüyüp Tahran caddesi (Hiltonun olduğu cadde) ve Tunalı'nın köşesine geldiğimde Bill Gates'te konuşmasını bitirmiş ve arabaya atlayıp gidiyormuş. Köşede karşıya geçmeyi beklerken yanımda köşeyi dönmek için bekleyen siyah bir araba durdu, bir baktımki Bill Gates ile gözgözeyiz :)

Sahneyi tam gözünüzde canlandırmak için şöyle anlatayım, ben ayakta dururken, Bill Gates oturuyordu ve aramızda sadece bir arabanın camı vardı. Hemen düşünmeye başladım, seçeneklerim sınırlıydı ne de olsa. Acaba naber lan Bill diyemi olaya girseydim yoksa son zamanlarda oldukça sinirimi bozduğu için tam suratıne bir tekme mi savursaydım? Belki de ondan bir iş bile kapabilirdim... Tabii bütün şıklarda karşıma bir (muhtemelen) kurşun geçirmez cam sorunu çıkıyordu.

Ben böyle düşüncelere dalmışken araba birden hareket etti ve olay Bill Gates ile ilgili olan tek anım haline geldi. Sonradan Steve Ballmer'da Türkiye'ye geldi ama şansım o kadar yaver gitmedi malesef.

17 Eylül 2009 Perşembe

#5 Ah Medya Ahhh : Cem Garipoğlu Ben Olsaydım?

Sevgili medyamızın maymun ettiği bir cinayetin zanlısı Cem Garipoğlu. Kaç zamandır haber bültenlerinden, gazete ve dergi köşelerinden düşmüyor kendisi. Peki sorarım size, eğer Cem Garipoğlu'nun yaptığı şeyin aynısını ben yapsaydım ne olurdu?

Ankara'nın orta yerinde bir apartman dairesinde yaşayan, orta halli ben, gidip kız arkadaşımın kafasını kesseydim acaba ne kadar haber olurdu işte bunu anlamıyorum. Çünkü benim babam zengin değil, villalarımız köşklerimiz yok, babamın başbakanla herhangi bir ilişkisi yok.

Söyleyeyim, Cem Garipoğlu ben olsam en fazla üçüncü sayfa haberi olurdum. Kestiğim zavallı kız ise, diğer ölümler içerisinde yokolup giderdi... Aynı birkaç gün önce selde ölen 32 kişi gibi.

Hatta başlığı bile söyleyeyim : Dellenen Mühendis Kız Arkadaşının Kafasını Kesti!

Ahh medya ahhh...

12 Eylül 2009 Cumartesi

#4 Reklamlar Reklamlar Reklamlar

Bazı reklam kampanyalarının yaratıcı yönetmenler tarafından nasıl kabul edilebildiğini anlamıyorum! Özellikle son günlerde -Ankara'da yaşayanlar bilirler- Via/Life Outlet'in bilboard reklamlarını görünce yazasım geldi bunu.

Kampanya sloganı, Outlet için uzaklara gitmenize gerek yok. Hadi onu anladım da afişlerdeki hatunların ormanda veya çölde ne işi var!

Yaa bırakın leen diyesim var ama neyse. Okuldayken İlef Reklam Atölyesindeki hocam Mehmet Sobacı'ya böyle kampanya fikirleriyle gittiğimizde bizi beyzbol sopasıyla kovalardı (ciddiyim!)

Demekki hayat okulda öğrettikleri gibi değilmiş gerçekten...

11 Eylül 2009 Cuma

#3 Sunum Uğursuzlukları ve Yeni Bir Murphy Kanunu Talebi

Müşteriye veya yöneticilerinize geliştirdiğiniz bir uygulama ile ilgili bir sunum yaparken neden hep olmadık yerlerde hata çıkar anlamıyorum! Oysa siz, her türlü testi (gerek unit gerek penetration, gerekse de use case) uygulamış ve hataları ayıkladığınıza inanıyorken...

Bunun en büyük muzdariplerinden biriside kuşkusuz Bill Gates (kendi aramızda ona Bill dayı deriz) dir sanırım (flash oyunu bile yapılmış!).

Murphy kanunlarına "Bir yazılım sunum esnasında asla doğru çalışmaz" maddesini ekleme talebini ilettim gerekli mecralara :)

#2 Arabalar

İşten eve/okula ve evden okula/işe giderken sürekli dikkat ettiğim birşey var: arabalar!

Yollarda deli gibi trafik, sıkışıklık falan. Benim anlamadığım şeyse şu, nerden geliyor bu değirmenin suyu? İnsanlar madem bu kadar fakir, zor durumdalar bu arabalar nereden geliyor. Neresinden bakarsanız bakın yollarda gezen arabaların en ucuzları 8-10 milyar. Hoş dikkat edilirse o paraya alınacak arabalar azınlıkta!

Banka kredileri, kredi kartı borçları, fakirlik, kriz ve bilimum eylem tamamen palavra heralde! Herkes lüks tüketime geçebildiğine göre...

Bu arada benim arabam yok, çünkü alacak para denkleştiremedim henüz :( ühü...

#1 Hafıza Kaybı ile Ölüm Arsında Ne Fark Var?

Bir insan öldüğü zaman, onun fiziksel varlığı sona eriyor demektir. Bu durumda beyin artık işlevini yapamaz ve tabiri caiz ise "kapanır". Peki beynimizin bir kopyasını bir başka yere kopyalayabilseydik yaşamaya devam ediyormuş sayılır mıydık? Bu durumda biz aslında beynimiz ve hatıralarımızdan oluşan varlıklar mı oluyoruz? Gerisi sadece teferruat mı?

Bunları bilemiyorum tabi, benim için çok felsefi. Benim asıl problemim şu: Bir insan öldüğü zaman, artık vücudu çalışmadığı için sonsuza kadar bilinci yok oluyor. Peki bir insan hafızasını kaybettiğinde ne oluyor? Yine o kişinin bilinci yok oluyor, yani bir nevi ölmüş mü oluyor! O zaman ölümle hafıza kaybı arasında ne fark var?

Soruyu birde şöyle sorayım, insan hafızasını kaybettiğinde yine aynı kişi midir? Eğer farklı kişi ise bir öncekine ne olmuştur?

İşte benim anlamadığım bu...