16 Ocak 2010 Cumartesi

RedKit (Lucky Luke) Akor

Luck Luke - Lonsome Cowboy

D
Lonesome cowboy
G
Lonesome cowboy
D Bm Bm7 E A
You're a long long way from home

D
Lonesome cowboy
G
Lonesome cowboy
D Bm Bm7 E A7 D
You've a long long way to roam

D
I'm a poor lonesome cowboy
I'm a long long way from home
F#m
And this poor lonesome cowboy
Em f# g g# A g f# e
Has got a long long way to roam

D D7
Over mountains and over prairies
G A
From dawn 'til day is done
Bm F#m
My horse and me keep ridin'
G A D
Into the settin' sun

Refrain

D
There are guys who just figure
Every problem with a gun
F#m
And a finger on the trigger

Em f# g g# A g f# e
Can be dangerous hurt someone

D D7
But problems solve much better
G A
By keeping calm and cool
Bm F#m
My horse and me keep ridin'
G A D
I ain't nobody's fool

Refrain

D
I'm a poor lonesome cowboy
But it doesn't bother me
F#m
'Cause this poor lonesome cowboy
Em f# g g# A g f# e
Prefers a horse for company

D D7
Got nothing against women
G A
But I wave them all goodbye
Bm F#m
My horse and me keep riding
G A D
We don't like being tied

Refrain

D G D w/ orchestre
To roam wou ou

06 Ocak 2010 Çarşamba

Spirited Away (Sen to Chihiro no kamikakushi)



Sprited Away Hayao Miyazaki'nin inanılmaz hayal gücünü sergilediği muhteşem bir anime. Kendileri 2003 yılında Oscar ödülü alarak bu ünvanı pekiştirmişler. Bunun dışında farklı yerlerde kazandığı 35 ödül daha bulunuyor filmin.

Hayao Miyazaki, daha önce Yürüyen Şato, Komşum Totoro gibi klasiklere imza atmış bir isim. Tüm bu yapımların ortak noktası ise kesinlikle hayal gücü. Filmi izlerken, her biri sanat eseri niteliği taşıyan karelere hayran kalıyorsunuz. Buna hikayenin epikliği ve sürükleyiciliği de eklenince adama saygı duymaktan başka elden bir şey gelmiyor.

Hikayemiz Japonya'nın kırsal bölgelerinden birisine taşınmakta olan Chihiro ve ailesinin seyahatiyle başlıyor. Arabayı kullanan baba, yanlışlıkla unutulmuş taşlı bir yola sapınca Chihiro ve ailesi vaktiyle Japonya'nın her yerinde türemiş eğlence parklarından birisine rast geldiklerini düşünürler. Çok meraklı olan baba, ailenin diğer üyelerini alarak içeriyi keşfe çıkar. İlginç bir şekilde içerisi bomboştur, dükkanlar kapalıdır. Sadece bir dükkandan yemek kokusu geldiğini gören anne ve baba yemeği yemeye koyulurlar. Chihiro ise başlarının belaya gireceğini düşünerek onları vazgeçirmeye çalışır. Ailesi deli gibi yemeye devam ederken, Chihiro tekrar keşfe çıkar. Hava kararmaya yakın karşısına Haku çıkar ve Chihiro'nun kaçmasını tehlikede olduğunu söyler. Hava kararınca birden her yer hareketlenmiştir, dükkanlar açılır, olmayan bir denizden gemiler yanaşır, çalışmayan bir tren yolundan bir tren gelir. Etraf ruhlarla dolmuştur! Chihiro ailesini kurtarmaya giderken onların domuza dönüştüklerini görür!

Neler oluyordur? Bu ruhlar nelerdir? Burası neresidir? ve en önemlisi Chihiro bu durumdan nasıl kurtulacaktır?

İzleyicinin aklına gelen ilk sorular bunlar. Film size bunların cevaplarını verirken daha fazla soruyu da beraberinde getirecek.

Unutmadan eklemek lazım, yapımda Hayao Miyazaki'nin "ögeleri" aynen karşımıza çıkıyor. Muhteşem bir hayal gücü, ilginç karakterler, başrolde çırpınan bir kadın karakter ve olaylara hakim bir erkek, bir an için önemli olan ama sonra normalleşen karakterler ve ilginç bir son.

Son söz, bu şenliği kaçırmayın derim.

















Bilgiler


Puan : 10/10

Tür : Anime, Macera, Fantastik

30 Aralık 2009 Çarşamba

Zobieland (2009)



Bugüne kadar izlediğim en iyi zombi filmi Shaun of the Dead'di. Zombieland'dan ise en az onun kadar ümitliydim. Açıkçası film beni epey bir hayal kırıklığına uğrattı.

Klasik bir zombi filminden daha öteye giden bu kara komedi, kesinlikle izlenmesi gereken bir yapım.

Hamburger(!)'den başlayan bir salgın tüm insanları zombilere dönüştürür. Hayatta kalanlarında yapacak tek şeyleri kalmıştır; "hayatta kalmaya devam etmek".

Film Shaun of the Dead'deki gibi az aksiyonla ilerliyor. Bu sebeple komedi unsuruna ve karakterlere daha fazla iş düşüyor. Karakterlerdeki olmazsa olmaz ögeler burada da mevcut, çocuğunu kaybetmiş ve psikopata bağlamış bir adam, aile sevgisinden yoksun kendisine bir aile arayan genç ve dolandırıcı iki kız kardeş.

Filmin bence tek sorunu dengeyi tutturamaması. Aksiyonun bu kadar az olduğu bir filmde, izledikten sonra dönüp baktığınızda konu namına neredeyse hiçbir şeyin olmadığını görüyorsunuz. İşleyiş anlamında da bir sıradanlık var. Komedi gerektiği kadar yok, gibi.

Film bütün eksiklerine rağmen bence iyi bir eğlencelik. Sadece daha iyi olmasını beklerdim açıkçası.

Bilgiler
  • Dvd : var
  • Türkçe altyazı : var
Puanlar
  • Puan : 7/10
  • Imdb puanı : 8/10
Bağlantılar,

24 Ekim 2009 Cumartesi

İnsan Doğası 1 : Düşman!!

Geçmişten geleceğe insan oğlunun var olmasını sağlayan yegane şey sanırım düşmanlık olgusu. Matrix serisini bilmem kaçıncı kere izlerken aklıma geldi bu düşünce. İnsanlar her yerde her zaman en az bir savaşın içerisinde. Yeri geldi düşman uzaylılar oldu (elin uzaylısı çok ipler ya bizi!), yeri geldi robotlar, yeri geldi teröristler düşman oldu, yeri geldi bir romantik komedi filmindeki rakip sevgili adayı.

Her zaman her yerde bir kötülük (tabii kime göre kötülük? Herkes kendince haklı) var. Aslında gözlemlerime göre (sanki 1000 yaşındayım ya) bu olgu ikinci dünya savaşından sonra arttı gibi.

Goebbels'in bir lafı var : "İnsanların sizi takip etmesini istiyorsanız onlara bir düşman verin!"

Düşmanlar bazen ekonomileri güçlendirdi, bazen olayları örtbas etti. Bazen sadece eğlence olsun diye karşımıza çıktılar. Ama günümüzde açıkça görülüyor ki, binlerce yıldır her savaşta her kavgada bir düşman edinmişiz ve o düşmanları bizi yönetenler koyunlarını gütmek için kullanıyorlar.

Gerçekten biz bu kadar nefret dolumuyuz acaba?

24 Eylül 2009 Perşembe

Bir Zamanlar Bill Gates'e Tekme Atabilecek Durumdaydım

Bundan birkaç yıl önce Bill Gates Türkiye'ye geldiği zaman Ankara'da Hilton Otelinde bir konuşma yaptı. Bende tesadüfen o sıralar Hilton oteline çok yakın oturan bir arkadaşımdaydım. Konuşmanın bir kısmını izledikten sonra eve doğru yol alayım dedim. Meğer tam ben biraz yürüyüp Tahran caddesi (Hiltonun olduğu cadde) ve Tunalı'nın köşesine geldiğimde Bill Gates'te konuşmasını bitirmiş ve arabaya atlayıp gidiyormuş. Köşede karşıya geçmeyi beklerken yanımda köşeyi dönmek için bekleyen siyah bir araba durdu, bir baktımki Bill Gates ile gözgözeyiz :)

Sahneyi tam gözünüzde canlandırmak için şöyle anlatayım, ben ayakta dururken, Bill Gates oturuyordu ve aramızda sadece bir arabanın camı vardı. Hemen düşünmeye başladım, seçeneklerim sınırlıydı ne de olsa. Acaba naber lan Bill diyemi olaya girseydim yoksa son zamanlarda oldukça sinirimi bozduğu için tam suratıne bir tekme mi savursaydım? Belki de ondan bir iş bile kapabilirdim... Tabii bütün şıklarda karşıma bir (muhtemelen) kurşun geçirmez cam sorunu çıkıyordu.

Ben böyle düşüncelere dalmışken araba birden hareket etti ve olay Bill Gates ile ilgili olan tek anım haline geldi. Sonradan Steve Ballmer'da Türkiye'ye geldi ama şansım o kadar yaver gitmedi malesef.

17 Eylül 2009 Perşembe

#5 Ah Medya Ahhh : Cem Garipoğlu Ben Olsaydım?

Sevgili medyamızın maymun ettiği bir cinayetin zanlısı Cem Garipoğlu. Kaç zamandır haber bültenlerinden, gazete ve dergi köşelerinden düşmüyor kendisi. Peki sorarım size, eğer Cem Garipoğlu'nun yaptığı şeyin aynısını ben yapsaydım ne olurdu?

Ankara'nın orta yerinde bir apartman dairesinde yaşayan, orta halli ben, gidip kız arkadaşımın kafasını kesseydim acaba ne kadar haber olurdu işte bunu anlamıyorum. Çünkü benim babam zengin değil, villalarımız köşklerimiz yok, babamın başbakanla herhangi bir ilişkisi yok.

Söyleyeyim, Cem Garipoğlu ben olsam en fazla üçüncü sayfa haberi olurdum. Kestiğim zavallı kız ise, diğer ölümler içerisinde yokolup giderdi... Aynı birkaç gün önce selde ölen 32 kişi gibi.

Hatta başlığı bile söyleyeyim : Dellenen Mühendis Kız Arkadaşının Kafasını Kesti!

Ahh medya ahhh...

12 Eylül 2009 Cumartesi

#4 Reklamlar Reklamlar Reklamlar

Bazı reklam kampanyalarının yaratıcı yönetmenler tarafından nasıl kabul edilebildiğini anlamıyorum! Özellikle son günlerde -Ankara'da yaşayanlar bilirler- Via/Life Outlet'in bilboard reklamlarını görünce yazasım geldi bunu.

Kampanya sloganı, Outlet için uzaklara gitmenize gerek yok. Hadi onu anladım da afişlerdeki hatunların ormanda veya çölde ne işi var!

Yaa bırakın leen diyesim var ama neyse. Okuldayken İlef Reklam Atölyesindeki hocam Mehmet Sobacı'ya böyle kampanya fikirleriyle gittiğimizde bizi beyzbol sopasıyla kovalardı (ciddiyim!)

Demekki hayat okulda öğrettikleri gibi değilmiş gerçekten...